http://groups.google.com/group/merakediyorum

6/4/2009 - Üfleyerek, daha çok hava (oksijen) sağladığımız mum niye söner?


 Bu ileti 01/04/2009 tarihinde merakediyorum@googlegroups.com grubunda yayınlanmıştır.
Resimler blogda çok sorun oluşturduğundan resimler yazıya ilave edilmemiştir.
Üye olmak için boş bir mesaj gönderin. Üyelik koşulu yoktur. Kendiniz de üye olabilirsiniz.
===========================================
B İ L G İ L E N M  E K   H E R K E S İ N   H A K K I D I R
http://groups.google.com/group/merakediyorum
E-posta :
merakediyorum@googlegroups.com
===========================================

 

Herhalde hayatında bir kez olsun bir mum üflememiş veya esen ani bir rüzgarla sönen bir mum görmemiş kimse yoktur. Bu durum son derece bilindik olmasına rağmen yine de çok şaşırtıcıdır.

 

Üfleyerek, daha çok hava (yanmayı sağlayan oksijen) sağladığımız mum niye söner?

 

merakediyorum” diyen meraklılar için;  

 

 

Burada Newton'un soğuma yasaları işliyor.

Bu yasalardan biri şöyle der:

Sıcak bir cisimle etrafındaki hava arasındaki sıcaklık farkı ne kadar büyürse cisim o kadar çabuk soğur.

 Çayımızın kışın daha çabuk soğumasının nedeni de budur. Çayımızı veya sütümüzü çabuk soğutmak için üflediğimizde onların etraflarını çeviren sıcak havanın, yerini daha soğuk bir havaya bırakmasını sağlıyoruz böylece sözü edilen sıvılar daha çabuk ısı kaybediyorlar.

 

 

Newton'un, sıcak cismin yüzey alanı büyüdükçe soğuması hızlanır, diyen bir yasası da vardır.

Fincan tabağına dökülen çayın daha çabuk soğumasının nedeni de budur.

 

 

Bu yasaların ikisi de mum ve yanan balmumunu tutuşma derecesinin altına kadar soğutma konusunda da işlemektedir.

Muma üflediğimizde,

(a) mum alevinin etrafını saran sıcak  havanın yerini soğuk havaya bırakmasını,

(b) balmumu buharının küresel şeklinin bozulmasını (alevin kendisinden bahsetmiyoruz) ve yüzey alanının artmasını sağlamış oluruz. Basit geometri sayesinde, belirli bir hacim için yüzey alanı en az olan şeklin küre olduğunu biliyoruz. Bu da demektir ki küresel biçimde bozulma olması durumunda, yüzey alanı artacak ve bu da soğumayı hızlandıracaktır.

Bu son özellikten yararlanarak örneğin kömür tutuşturulabilir.

 

Kaynak: Gündelik Bilmeceler - TÜBİTAK Popüler Bilim Kitapları


 Hazırlayanlar: merakediyorumgrubu@gmail.com, kerem krmhby@hotmail.com, bahadircan

 


Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

6/4/2009 - At yarışları nasıl başladı? Veliefendi'nin ilk günleri ...


 Bu ileti 01/04/2009 tarihinde merakediyorum@googlegroups.com grubunda yayınlanmıştır.
Resimler blogda çok sorun oluşturduğundan resimler yazıya ilave edilmemiştir.
Üye olmak için boş bir mesaj gönderin. Üyelik koşulu yoktur. Kendiniz de üye olabilirsiniz.
===========================================
B İ L G İ L E N M  E K   H E R K E S İ N   H A K K I D I R
http://groups.google.com/group/merakediyorum
E-posta :
merakediyorum@googlegroups.com
===========================================


Veliefendi'nin

ilk günleri

Koşu günleri Veliefendi'ye pek çok izleyici geliyordu; fotoğraf ve film çekiliyor, bu filmler sinemalarda gösterilerek at yarışları özendiriliyordu. Çünkü yarışlara, 'batılılaşmanın bir gereği' olarak bakılıyordu.

Popüler TARİH/ Mart 2001 REŞAT KÖSTEM

 

İlk at yarışları İzmir Şirinyer’de

Ülkemizde at yarışları, günümüzdeki biçim ve kurallarıyla, ilk kez 1856 yılında, İzmir'de, Şirinyer'de yapıldı. Yılda bir kez ve nisan başlarına rastlayan Paskalya günlerinde düzenlenen bu koşular, o dönemin yaşantısına göre, bir şenlik havasında geçerdi.

Batılı anlamda at yarışları düzenlemek...

Neden payitaht İstanbul'da değil de İzmir'de başlıyor? Bu sorunun yanıtını, bakın Necip Fazıl Kısakürek nasıl veriyor:

" ...Nitekim bizde ilk sistemli yarışların beşiği olan İzmir, beynelmilel ihtilaflar bakımından, Avrupa'ya İstanbul'dan daha açık ve ilk alafranga tipleri yetiştirmek noktasından daha müsait olmuş ve işte bu yüzdendir ki, ilk sistemli yarış İzmir'de kurulmuştur."

 

LEVANTENLERİN ÖNCÜLÜĞÜ

“Şirinyer, sevimli bir atçılık köyü olmuştu."

İzmir'deki at yarışları ve yarış yeri (hipodrom) Şirinyer'de yapıldı. Buca'nın yanı başında, Paradiso yani 'Cennet' diye anılan şimdiki Şirinyer, rağbet gören piknik alanlarından birisiydi.

Sait Akson şöyle anlatıyor:

"Şirinyer yarış yeri, koşu günleri daha sabahtan dolmaya başlardı. Pek çok kimse çamlıkta piknik yapmaya geliyordu. Koşular sabahtan başlar, öğleden sonra da devam ederdi. İzmir eşrafının ve önemli kişilerin davet edildiği tribünde, koşulara ara verildiği öğle sıralarında mükellef sofralar kurulur, ziyafetler verilirdi. Buca, kısa zamanda sakin, asude havası, romantik çekiciliği, güzel parkları ve şirin evleriyle sevimli bir atçılık köyü olmuştu."

 

Rees Ailesi aracılığı ile başladı

İzmir'deki at yarışı geleneğinin Rees Ailesi aracılığı ile başlatıldığı da bilinmektedir. Az sayıda yarışseverin düzenlediği yarışlardan önceleri, Whittal ve Rees'ler at koşturdular.

Daha sonra Mr. Patterson'un önderliğinde, Evliyazade Refik Bey, Alyotı, Rees ve Forbes bir araya gelerek Smyrna Races Club'ı (İzmir Yarış Kulübü) kurunca, yarışlar daha da ilgi çekici olmaya başladı.

Şirinyer ile Buca arasındaki demiryoluna paralel olan hipodromda, 1860 yılından sonra düzenli olarak at yarışları yapılır oldu.

O dönem yarışlarına katılan atların sahipleri, yabancı ve çoğunlukla da İngilizlerdi. İzleyicilerin büyük bir bölümünü de Levantenler oluşturuyordu. Refik Evliyazade o günleri anlatırken;

"Biz Türkler, yarışlara ancak seyirci olarak iştirak ederdik. Türkler, ecnebiler arasındaki rekabete seyirci, onların sevinç ve üzüntülerine bigane ve dolayısıyla, asıl yarışçılık zevkinden mahrum bulunuyorlardı" diyor.

 

Spora meraklı bir padişah olan Abdülaziz'in girişimi

Spora düşkünlüğü bilinen Sultan Abdülaziz; Mısır seyahati dönüşü (1863) at yarışlarını izler ve İzmir için bir koşu düzenlenmesini ister. Padişahın kendi hazinesinden (Hazine-i Hassa) 300 altın ödenek ayırdığı bu koşuya, kurucusu nedeniyle, 'Sultan Koşusu' adı verilmiştir. Bu ödeneğin kaldırıldığı dönemde de Smyrna Races Club, kendi olanakları ile Sultan Koşusu'nu sürdürdü. Bu koşuya beş yaşındaki Arap atları katılabiliyordu.

İzmir Yarışları'na Mısır, Urfa, Bağdat ve İngiltere'den atlar, jokeyler ve antrenörler getiriliyordu. Bu dönemde, 'Koşucu Bekir' ile 'Badi' adlı iki jokey epey sivrildiler.

Smyrna Races Club Yarışları, 20. yüzyıl başlarında en parlak dönemini yaşadı ve I. Dünya Savaşı ile sona erdi.

 

Yarışlar İstanbul’da Kağıthane’de

İzmir'de at yarışlarını izleyen Sultan Abdülaziz, bir yıl sonra (1864) İstanbul'da, Kağıthane'de at yarışları düzenletir. Bu işi üstlenen komitenin başına Sefer Paşa, ikinci başkanlığına da Salih Paşa getirilir.

O yılın yarışları, 13 Mayıs Cuma ve 14 Mayıs Cumartesi'nin yanı sıra, 8 ve 9 Ekim günleri de sürdürülür. 1865 yılında da Kağıthane'de tekrarlanan yarışların, Sultan Aziz'in tahttan indirildiği 1867 yılına kadar sürmüş olması olasıdır.

 

19 Nisan 1909 günü İzmir'de yapılan koşulardan bir görüntü (altta).
Bu yarışta, sonradan İstanbul'daki Veliefendi'nin kurulmasında emeği geçen
Evliyazade Refik Bey'in 'Reyhan' adlı atı da koşmuştu (üstte).

 

İzmir’de sona eren yarışlar için İstanbul’da girişimler

1910 ve 1911 yıllarında Evliyazade Refik Bey, İstanbul'a gelerek, İzmir'de sona eren yarışların burada düzenlenme olanaklarını araştırmaya başlar ve bu düşüncesini İttihatçıların güçlü ismi Enver Paşa'ya açar.

Ülke atçılığının kalkındırılmasının yollarını arayan Enver Paşa, bu düşünceye sıcak bakar. Aynı günlerde Harbiye Nazırı Mahmud Şevket Paşa da ordunun at gereksinimini karşılamak için bazı girişimlerde bulunmaktadır.

1911'de Ziraat Nezareti'nin çalışmalarıyla, İstanbul çevresindeki atların ıslahı için, 'İstanbul Islahı Nesli Feres Cemiyeti' (İstanbul Islahı Nesli Feres Derneği) adıyla bir kurum oluşturulur. 1913'te de Mahmud Şevket Paşa ile Mahmud Muhtar Paşa'nın öncülüğünde 'Sipahi Ocağı' kuruldu.

 

Yarışlar için uygun yer aranıyor… Uzmanlar, Veliefendi'deki çayırı gösterirler

Enver Paşa, içinde Alman uzmanların da yer aldığı 'İstanbul Islah-ı Nefsi Feres Cemiyeti'nden, İstanbul'da bir yarış yeri seçmelerini ister. Uzmanlar, Veliefendi'yi uygun bulunca, iki pist, iki tahta tribün ve bir hakem kulesi yapılarak Veliefendi Hipodromu oluşturulur.

Veliefendi'deki ilk yarışları, Reşat Ekrem Koçu, İstanbul Ansiklopedisi'nde,

"II. Abdülhamid'in hal'i ve Meşrutiyet'in kat'i olarak yerleşmesinden sonra, 1328'de (1912), Balkan Harbi arifesinde yapılmıştır"

diyerek anlatıyor.

O dönemin at yarışları, 1913 yılı Serveti Fünun Salnamesi'nde de (yıllık) anlatılır:

"Geçen sene, İstanbul hayatında pek neşve feza bir yenilik izhar edilmişti; şimdiye kadar Moda'da, Büyükada'da, hattâ devri Hamid de bile nasılsa müsaade edilerek kayık ve kotra yarışları icra edilmiş, fakat at yarışı, İstanbul hayatı için külliyen meçhul bir zevk kalmıştı. İşte geçen sene, Veliefendi mevkii, bu eğlence için pek müsait bulunarak, orada, bir heyeti tertibiyenin ziri idaresinde icra olundu. İlk yarışlar bu işlerde yeni başlayanlara mahsus acemiliklere, şaşkınlıklara rağmen büyük bir muvaffakiyetle yapıldı."

 

Hanedan büyük ilgi gösteriyor

Padişah'ın himayesindeki yarışlara Hanedan da büyük ilgi gösteriyordu. Koşu günleri Veliefendi'ye pek çok izleyici geliyor; ordunun görevlendirdiği subaylar, fotoğraf ve film çekiyorlardı. Bu filmler de sinemalarda gösterilerek at yarışları tanıtılıyor ve halk özendiriliyordu. Çünkü at yarışlarına, 'batılılaşmanın bir gereği' olarak bakılıyordu.

 

Fotoğraf 1915 yılında Veliefendi'de çekilmiş:

Hanedan mensupları için koşu alanının kıyısına kurulmuş olan çadırı gösteriyor.

 

Bilinen en eski at yarışı programı,

Ceride-i Havadis gazetesinde, 24 Nisan 1864'te yayımlanmıştı

 

Savaş patlak verince...

Veliefendi yarışlarının ilk haftası başarı ile yapılır. Ama ikinci hafta yarışları, Balkan Savaşı'nın patlak vermesi nedeniyle gerçekleşemez. Bu durum, Serveti Fünun Salnamesi'nde pek güzel anlatılır:

"Fakat, maatteessüf, ikinci yarış, birdenbire bir saikai bela gibi görülen harb seiyesiyle, yalnız tayyarelerin iştirakini, temini muvaffakiyet için her şeyin yapıldığını vaad eden duvarlardaki ilanlardan ibaret bir eseri gösterebilirdi.

Yarış beygirleri muharebeye sevk olundu ve o zevklere bedel İstanbul halkı, maatteessüf düşmanımızın payitaht kapılarına kadar gelmesini mucıb olan feci, hunin diğer bir yarışta, bir harb yarışında hazır bulundu. Harbin hayırlısıyle hitamından sonra, yarışlara tekrar başlanılması, ahassi temenniyattandır."

 

Necip Fazıl anlatıyor...

Kimileri at yarışlarına olan ilgiyi 'batılılaşmanın gereği' diye yorumlayıp desteklerken, kimileri de 'garip bir özenti' diyerek eleştiriyorlardı.

Bir at yarışı tutkunu olan Necip Fazıl Kısakürek, o günlerin havasını, daha doğrusu, İstanbul'un kaymak tabakasının yaşam tarzındaki ayrıntıları, usta bir yazarın alaycı üslubuyla aktarır:

"Bugünün 'bobstıl'lerine mukabil, o zaman, yumuşak ve buruşuk fes, şakaklarda sipsivri favoriler, üstü gayet geniş ve paçaları daracık pantolonlar, hançer sivriliğinde iskarpinler havası... Şekerci Ali Muhiddin Bey'in 'Neriman' isimli kısrağı, Edebiyatı Cedide ardçısı ve şık adam tipi İzzet Melih Bey'in birtakım at kombinezonları, o devrin mizah mecmualarına mevzu... O başıboşlukta yavaş yavaş çarşafın içinden fırlamaya bakan kadın da, Şişli salonlarından aldığı örnekle basma 'tülgrek' sarıyor, şakaklarından perçemler fışkırtıyor ve halkın 'tango' ismini verdiği görünüş içinde, Makriköy'e uzanıyor."

 

Farklı kuruluşlarca gerçekleştirilip, arada kesintilere uğrasa da, at yarışları, İzmir ve İstanbul'un sosyal yaşamında yerini almıştı bir kere... Ankara'nın at yarışları ile tanışması ise, Kurtuluş Savaşı yıllarına, Başkent'in görkemli bir hipodroma kavuşması da, 1936'ya rastlar. Hem de pek çok ilginç öyküyle...

 

 Osmanlı'da saate karşı yarışlar düzenlenirdi

IV. Mehmed (Avcı) döneminde Edirne'de yapılan yarışlar, günümüzde pek örneği görülmeyen 'saate karşı' at yarışlarıdır. Edirne çifte düğününde (1675), üç at yarışı yapılmıştı. Tekye Han-Edirne yarışı üç saat, Mustafa Paşa Mezarı-Edirne dört saat, Cisr-i Mustafa Paşa-Edirne arasındaki yarışın da altı saatte tamamlanması gerekiyordu. Üç saatlik yarışa 17 at katılıp, bunlardan 8'i koşuyu belirlenen sürede tamamlayabildiler.

Birinci 20 bin akçe, ikinci 10 bin akçe, üçüncü 6 bin akçe, dördüncü 5 bin akçe, beşinci ve altıncı 3 bin akçe, yedinci ve sekizinci de 2 bin akçe ile ödüllendirildiler.

Altı saatlik üçüncü yarışa katılan 50 atın yalnızca 13'ü yarışı gerekli sürede tamamlayabildi. Bu yarışın birincisi 40 bin akçe ile ödüllendirilmişti.

Hatice Sultan Düğünü'nden sonra da iki yarış düzenlenmiştir. Bu yarışlarda 60 kilometreyi 2,5 saatte tamamlayanlara, IV. Mehmed çeşitli ödüller verdi. Kanuni Sultan Süleyman; şehzadeleri Mustafa, Mehmed ve Selim'in sünnet düğününde de benzer biçimde at yarışlarını Kağıthane Çayırı'nda düzenletmiştir. 

Bir öncü: Evliyazade Refik Bey

Bir at ve at yarışı tutkunu olan Evliyazade Refik Bey, Smyrna Races Club'ın kurucuları arasındadır. Torbalı, Tepeköy'de yarış yeri yaptırdığı için, II.Abdülhamid onu bir nişanla ödüllendirmişti. Refik Evliyazade, Smyrna Races Club Yarışları, I. Dünya Savaşı yıllarında sona erince, at yarışlarının İstanbul'da yapılması için, dönemin güçlü ismi Enver Paşa'ya başvurmuştu. Yarışlara ilgi duyan Enver Paşa, bu öneriye sıcak bakınca, Veliefendi yarış yeri olarak seçildi ve burada yarışlar başladı. Veliefendi Yarışları'nın başlamasında da Refik Bey pay sahibidir. Usta bir binici olan Refik Bey, koşularda kendi atlarına binerdi. İzmir yarışlarında yabancıların üstünlüğüne de, 'Yerli' adlı Arap atıyla bir günde üç koşu kazanarak son vermişti.

 


Hazırlayanlar : merakediyorumgrubu@gmail.com, Kerem (krmhby@hotmail.com), bahadircan,

Kaynak : Popüler Tarih Mart 2001"Veliefendinin ilk günleri" başlığı ile yayınlanan yazıdan derlenmiştir. Paragraf başlıkları ilave edilmiştir. Resimlerde kirlilik yaratmamak için grup adı vs kullanılmamıştır.
Saatlerce uğraşarak verdiğimiz emeği bir "Delet" tuşuyla yok etmeyin  Lütfen paylaşırken bu kısmı silmeyiniz, kaynak göstererek paylaşınız.

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

6/4/2009 - Bal neden kavanozo doğru çekilir? Muslukta damla neden uzar? Yer


 Bu ileti 31/03/2009 tarihinde merakediyorum@googlegroups.com grubunda yayınlanmıştır.
Resimler blogda çok sorun oluşturduğundan resimler yazıya ilave edilmemiştir.
Üye olmak için boş bir mesaj gönderin. Üyelik koşulu yoktur. Kendiniz de üye olabilirsiniz.
===========================================
B İ L G İ L E N M  E K   H E R K E S İ N   H A K K I D I R
http://groups.google.com/group/merakediyorum
E-posta :
merakediyorum@googlegroups.com
===========================================

Bal Problemi

Kavanozdaki balı yavaşça bir kaba dökmeye başlayın.

Öbür elinize de bir bıçak alıp akan balın yolunu kesin.

Balın bıçağın üst tarafında kalan kısmının yukarı doğru çekilip kavanoza geri döndüğünü göreceksiniz. Yalnız bu arada balı hızlı bir biçimde dökmemelisiniz; daha çok kavanozdan süzülüyor gibi olmalıdır.

 

Bu "yerçekimine aykırı' davranışın nedeni ne olabilir?

 

merakediyorum” diyen meraklılar için; 

 

Bal Problemi

Bir sıvıda yan yana bulunan moleküller birbirlerini çekerler.

Sıvının orta kısımlarındaki tipik bir molekülün her tarafı kendine benzer moleküllerle çevrilidir; yani bütün doğrultularda eşit kuvvetle çekilmektedir. Ancak en üstteki moleküller söz konusu olduğunda durum değişir. Yüzeydeki moleküller alttakiler tarafından aşağı doğru çekilirler ve bu moleküllere yakın dururlar. Ancak bu durum uzun sürmez, itici bir kuvvet onları yukarı doğru iter; böylece dinamik bir dengeye ulaşılır. Bunun anlamı sıvının yüzeye yakın kısımlarında bulunan moleküllerin fazladan potansiyel enerjileri olduğudur (gerili bir yayın ucuna asılmış bir ağırlıkta olduğu gibi). "Yüzey gerilimi” adı verilen özelliğin ortaya çıkmasının nedeni de budur. Yani sıvının yüzeyinde birim alan başına bir miktar potansiyel enerji düşmektedir. Potansiyel enerji hep kendini küçültme eğiliminde olduğundan sıvı da yüzey alanını küçültme eğilimi ile büzülür. Yüzeyin gergin ve esnek bir zar gibi davranmasının nedeni de budur.

 

 

Yerçekimsiz ortam da sıvılar neden küre şeklinde?

Yerçekimi olmadığında sıvılar küre şeklini alırlar; çünkü belirli bir hacim için, en küçük yüzey alanına sahip şekil küredir.

Anlamayı kolaylaştırmak için, yüzey boyunca etkili teğet bir kuvvet ("yüzey gerilim kuvveti”) bulunduğunu düşünmek yerinde olur.  

 

Muslukta uzayan damla

Şimdi de "bal problemi"ne bakalım. Yığılan balın ağırlığı, yüzey gerilim kuvvetini aştığı sürece bal uzayarak akar. Kesme işlemi bıçağın altında kalan kısmın ağırlığından kurtulma anlamına gelir. Balın akışı kavanozun ağzından çok uzak olmayan bir yerde kesilirse, yüzey gerilimi yerçekimine karşı gelerek balı geri çekmeyi başarabilir. Buna benzer bir duruma, musluktan damlayan su damlalarında da rastlanır. Su musluğun ağzında birikince, damla uzamaya başlar. Damla büyüdükçe aşağı doğru sarkar. Koptuğu sırada damlanın yukarısında kalan su da musluğun ağzına doğru geri çekilir.

 

Kaynak: Gündelik Bilmeceler - TÜBİTAK Popüler Bilim Kitapları


 Hazırlayanlar: merakediyorumgrubu@gmail.com, kerem krmhby@hotmail.com, bahadircan

 


Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

6/4/2009 - Nasıl oluyor da sabun ile vücudumuzdaki ve giysilerimizdeki kiri


 Bu ileti 31/03/2009 tarihinde merakediyorum@googlegroups.com grubunda yayınlanmıştır.
Resimler blogda çok sorun oluşturduğundan resimler yazıya ilave edilmemiştir.
Üye olmak için boş bir mesaj gönderin. Üyelik koşulu yoktur. Kendiniz de üye olabilirsiniz.
===========================================
B İ L G İ L E N M  E K   H E R K E S İ N   H A K K I D I R
http://groups.google.com/group/merakediyorum
E-posta :
merakediyorum@googlegroups.com
===========================================

 

Sabun ve Kir

Nasıl oluyor da sabun ile vücudumuzdaki ve giysilerimizdeki kiri temizleyebiliyoruz?

Bir fikriniz var mı?

 

merakediyorum” diyen meraklılar için;  

 

Sabun ve Kir

İki tür kir zerreciği vardır:  Yağlı ve yüklü olanlar.

Sadece su ile yıkayarak onlardan kurtulamayız çünkü vücudumuza ve giysilerimize tutunma eğilimindedirler. Tabii işleri daha da zorlaştıran bir şey vardır ki yağ su ile karışmaz.

Sabun moleküllerinin (moleküler yapılarından gelen) kendilerine has bir özelliği vardır. Bu moleküller yağlı veya yüklü kir parçacıklarına yapışırlar. Giysiler bu aşamada su ile durulandıklarında sabun ve beraberindeki kir çıkmış olur.

Kaynak: Gündelik Bilmeceler - TÜBİTAK Popüler Bilim Kitapları


 Hazırlayanlar: merakediyorumgrubu@gmail.com, kerem krmhby@hotmail.com, bahadircan

 



Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

6/4/2009 - Popüler Tarih MAYIS 2003 Sayı 33 - İstanbul'un Fethi 550.yıl


 Bu ileti 31/03/2009 tarihinde merakediyorum@googlegroups.com grubunda yayınlanmıştır.
Resimler blogda çok sorun oluşturduğundan resimler yazıya ilave edilmemiştir.
Üye olmak için boş bir mesaj gönderin. Üyelik koşulu yoktur. Kendiniz de üye olabilirsiniz.
===========================================
B İ L G İ L E N M  E K   H E R K E S İ N   H A K K I D I R
http://groups.google.com/group/merakediyorum
E-posta :
merakediyorum@googlegroups.com
===========================================

 
 Popüler Tarih MAYIS 2003 Sayı 33
İstanbul'u Fethin 550.yıl Özel Sayısı
35 mb
PDF
(resim olarak taranmıştır)

--~--~---------~--~----~------------~-------~--~----~
B İ L G İ L E N M  E K   H E R K E S İ N   H A K K I D I R
http://groups.google.com/group/merakediyorum
E-posta : merakediyorum@googlegroups.com
-~----------~----~----~----~------~----~------~--~---
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

6/4/2009 - Zeytinyağ ve erimeyen tava


 Bu ileti 27/03/2009 tarihinde merakediyorum@googlegroups.com grubunda yayınlanmıştır.
Resimler blogda çok sorun oluşturduğundan resimler yazıya ilave edilmemiştir.
Üye olmak için boş bir mesaj gönderin. Üyelik koşulu yoktur. Kendiniz de üye olabilirsiniz.
===========================================
B İ L G İ L E N M  E K   H E R K E S İ N   H A K K I D I R
http://groups.google.com/group/merakediyorum
E-posta :
merakediyorum@googlegroups.com
===========================================

 

Ünlü İtalyan fizikçi Enrico Fermi, yaptığı bir sınavda bir öğrencisine şu soruyu sormuştu:

"Zeytinyağının kaynama noktası, kalayın erime noktasından yüksektir. Öyleyse kalaydan yapılmış bir tava içinde, zeytinyağında kızartma yapmanın nasıl mümkün olduğunu açıkla."

(İtalyan tavaları kalaylanmış bakırdan yapılır.)

 

Cevap ne olabilir?

 

merakediyorum” diyen meraklılar için; 

 

Fermiden Tavaya

Bu sorunun cevabı yiyecek kızartılırken, kaynayanın yağ değil de yemeğin içindeki su olduğu gerçeğinde yatar. Tabii ki suyun kaynama noktası, kalayın erime noktasından daha düşüktür!

 

Kaynak: Gündelik Bilmeceler - TÜBİTAK Popüler Bilim Kitapları

 


 Hazırlayanlar: merakediyorumgrubu@gmail.com, kerem krmhby@hotmail.com, bahadircan

 


Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

6/4/2009 - Kıvrılan Çikolata - erimiş çikolotanın kıvrılmasının nedeni ne o


 Bu ileti 27/03/2009 tarihinde merakediyorum@googlegroups.com grubunda yayınlanmıştır.
Resimler blogda çok sorun oluşturduğundan resimler yazıya ilave edilmemiştir.
Üye olmak için boş bir mesaj gönderin. Üyelik koşulu yoktur. Kendiniz de üye olabilirsiniz.
===========================================
B İ L G İ L E N M  E K   H E R K E S İ N   H A K K I D I R
http://groups.google.com/group/merakediyorum
E-posta :
merakediyorum@googlegroups.com
===========================================

 

Kıvrılan Çikolata

Koyu kıvamlı erimiş çikolatayı bir tabağa veya dondurmanızın üzerine dökerken çikolatanın kıvrılması garibinize gitmiştir herhalde.

 

Sizce bu şekilde kıvrılmasının nedeni ne olabilir?

 

merakediyorum” diyen meraklılar için; 

 

Kıvrılan Çikolata

Bunun nedeni koyu kıvamlı erimiş çikolatanın kohezyonunun (sıvının kendi molekülleri arasındaki çekim kuvveti) ve viskozitesinin yüksek oluşudur. Yüksek kohezyon, akışın damla damla değil de devamlı olmasını sağlar. Viskozitesinin yüksek oluşu, çikolatanın tabakta çabuk yayılmasını önler. Yani son dökülen çikolatanın alttakilerden ayrı bir yükseklik oluşturması ve bu şeklini bir süre için koruyor gibi görünmesi bu nedenledir. Oluşan katmanlar da tabaktaki çikolatayla birleşmeden önce kısa bir süre için biçimlerini korurlar. Üstteki katman alttakinin dönerek kaymasına neden olur. Bu etkiye şampuanlarda da rastlanır.

 

Kaynak: Gündelik Bilmeceler - TÜBİTAK Popüler Bilim Kitapları


 Hazırlayanlar: merakediyorumgrubu@gmail.com, kerem krmhby@hotmail.com, bahadircan

 


Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

27/3/2009 - 800 Yıl Önce Robotik ile Uğraşan Bilim Adamı Cizreli Eb-ül İz


 Bu ileti 25/03/2009 tarihinde merakediyorum@googlegroups.com grubunda yayınlanmıştır.
Resimler blogda çok sorun oluşturduğundan resimler yazıya ilave edilmemiştir.
Üye olmak için boş bir mesaj gönderin. Üyelik koşulu yoktur. Kendiniz de üye olabilirsiniz.
===========================================
B İ L G İ L E N M  E K   H E R K E S İ N   H A K K I D I R
http://groups.google.com/group/merakediyorum
E-posta :
merakediyorum@googlegroups.com
===========================================

Değerli Dostlar,

20 yıl önce İzmir Fuar'ında dağıtılan hacmi küçük ama içeriği ile dev bir çalışmayı sizlerle paylaşmak istedim.... Bu eser ne yazık ki bir tanıtım olarak kaldı... pek de ses getirmedi... ben bir Mardin'li olarak hem topraklarımdan çıkmış bu büyük bilgini yad etmek hem de kültürümüze büyük katkılar yapan düşünce iklimimizi paylaşmak amacı ile bu eseri tekrar gündeme getirme ihtiyacı hissettim.... Günümüz medeniyetlerinin nasıl gelişme gösterdiği hepimizce malumdur.... Oysa bizim medeniyetimizin de aslında yine bizim gayret eksikliğimiz yüzünden geri kaldığının da bir kanıtıdır.... Nasıl atalarımız ile övünüyorsak, torunlarımızın da bizimle övünmesi için onların gösterdiği gayreti göstermeliyiz...

indirmek için link:    
http://www.filefactory.com/file/af7gd6c/n/Cizreli_Eb-_l_Iz_pdf    (12 MB)

Saygılarımla,

Adil Erdem




Yazarı Hakkında

Dr. Toygar Akman


Toygar Akman, İstanbul'da doğmuştur. İlk yüksek öğrenimine Sosyal Bilimler alanında başlamış ve İstanbul Hukuk Fakültesinden mezun olmuştur. İkinci yüksek öğreniminde Deneysel Psikoloji alanına geçmiş ve Prof. Peters yönetiminde doktora çalışmalarına yönelmiştir. Prof. Peters'in ülkemizden ayrılması üzerine bilimsel çalışmalarını, Prof. H. Ziya Ülken'in yanında Sistematik Felsefe kürsüsünde sürdürmüştür. Fizik Felsefesi alanındaki çalışmalarını "Beşinci Boyut" tezi ile tamamlamış ve doktor ünvanını almıştır. Bu tezi ile insanın; şuurunu, sezgisini ve tüm bilgi yapısı ile "evrende beşinci bir boyut" olduğunu belirtmeye çalışmıştır. İstanbul Belediyesi'nde ve Renault-Mais şirketinde müşavir olarak çalışan Dr. Toygar Akman, Gayrettepe Mühendislik-Mİmarlık Özel Yüksekokulu kapanıncaya kadar müdür muavini olarak öğretim görevi yapmıştır. Sibernetik ve Astro-Fizik Felsefesi üzerindeki araştırmalarını önce TÜBİTAK'ta, daha sonra da on yıl boyunca TÜBİTAK'ın çıkardığı Bilim ve Teknik dergisinde sürdürmüştür. Bugüne kadar 130 makalesi yayınlanmış olan Dr. Toygar Akman'ın yayınlanmış eserleri tarih sırası ile şunlardır. Modern Fiziğin Getirdiği Realiteler ve Şuur Problemi 1960; Kainatın Yaradılışı (Prof. George Gamow'un The Creation of the Universe adlı eserinin İngilizce çevirisi) 1961, Elektronik Beyin (Piyes) 1963; Sibernetik Bilimde Devrim-Elektronik Beyin Hukukta Reform 1972; Otomasyon Sistemi ve Bilgi Bankaları 1975; Bilimler Bilimi Sibernetik 1977-1982 (üç baskı) ; Evren Boyutları ve İnsan 1978; Beşinci Boyut 1981; Dünyanın Sibernetik Oluşumu 1982; Sibernetik Yaratıcılık 1984; 2000 Yılına Doğru Sibernetik 1988; Datça Akşamları 1997; Çin'e Yolculuk 2000, Doğaya Kaçış 2000; Boyutlar 2003; Sibernetik: Dünü, Bugünü, Yarını 2003 ve Öbürgünkü Sibernetik 2003.

Dr. Toygar Akman, Sibernetik konusundaki bilimler çalışmaları nedeniyle Kültür Bakanlığı'nca 1991 yılında "Bilgi Toplumu Üstün Hizmet Ödülü" ile ödüllendirilmiştir.
Toygar Akman evli olup, üç çocuk ve üç de torun sahibidir.
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

27/3/2009 - mikrodalga fırınların nasıl çalıştıklarını biliyor musunuz?


 Bu ileti 24/03/2009 tarihinde merakediyorum@googlegroups.com grubunda yayınlanmıştır.
Resimler blogda çok sorun oluşturduğundan resimler yazıya ilave edilmemiştir.
Üye olmak için boş bir mesaj gönderin. Üyelik koşulu yoktur. Kendiniz de üye olabilirsiniz.
===========================================
B İ L G İ L E N M  E K   H E R K E S İ N   H A K K I D I R
http://groups.google.com/group/merakediyorum
E-posta :
merakediyorum@googlegroups.com
===========================================

Mikrodalga fırınlara mutfaklarda sıkça rastlamaya başladık.

 

Peki mikrodalga fırınların nasıl çalıştıklarını biliyor musunuz?

merakediyorum” diyen meraklılar için; 

 

 

 

  Mikrodalgalar, görünür ışıktan çok daha uzun dalga boylarına (santimetre cinsinden) sahip elektromanyetik dalgalardır. Mikrodalga fırınların işe yaramalarının nedeni, yemek moleküllerinin belirli bir frekanstaki mikrodalgaları kolayca soğurabilmeleridir. Normal bir fırında, ısıyı soğuran, yemeğin içindeki su ve yağ veya yemeğin pişmesi için eklenen yağdır. Mikrodalga fırında ise mikrodalgalar yemek moleküllerini doğrudan etkilerler ve ısı yemeğin kendisinde oluşur. Bu yoğun moleküler hareketler ve çarpışmalar sayesinde, son derece kısa bir süre içinde hızlı yemek pişirmek mümkün hale gelir.

  Mikrodalga fırınlarda yemek pişirmek için plastik veya cam kaplar kullanılabilir ama kaplar asla metal olmamalıdır; çünkü mikrodalgalar metallerin içinden geçemezler. Plastik ile cam ise mikrodalgalar için şeffaf gibidirler ve organik yemek moleküllerinin hayli soğurgan olduğu yüksek frekanslardaki mikrodalgaları soğuramazlar. Fırından çıktığında içindeki yemek sıcak olduğu halde bu tür bir kabın soğuk olmasının nedeni de budur.

  Ancak kullanıcı, mikrodalgaların fırının dışına sızmamasına çok dikkat etmelidir; çünkü bu dalgalar insan vücuduna çok zararlıdır.

 

Kaynak: Gündelik Bilmeceler - TÜBİTAK Popüler Bilim Kitapları


 Hazırlayanlar: merakediyorumgrubu@gmail.com, kerem krmhby@hotmail.com, bahadircan

 



Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

27/3/2009 - Süt neden taşar?


 Bu ileti 25/03/2009 tarihinde merakediyorum@googlegroups.com grubunda yayınlanmıştır.
Resimler blogda çok sorun oluşturduğundan resimler yazıya ilave edilmemiştir.
Üye olmak için boş bir mesaj gönderin. Üyelik koşulu yoktur. Kendiniz de üye olabilirsiniz.
===========================================
B İ L G İ L E N M  E K   H E R K E S İ N   H A K K I D I R
http://groups.google.com/group/merakediyorum
E-posta :
merakediyorum@googlegroups.com
===========================================

Taşan Süt

Çoğumuz kaynayıp taşan sütün yol açtığı sıkıntıyı biliriz. Bunu önlemek için birinin ocağın başında bekleyip sütü karıştırması ve taşmadan önce altını kapatması gerekir.

 

Niye sütün kendine has böyle bir özelliği vardır?

 

merakediyorum” diyen meraklılar için; 

 

Taşan Süt

Çoğunluğu sudan oluşan sütün içinde ayrıca biraz yağ, protein, laktoz ve bazı mineraller vardır. Sütün içindeki yağ, gliserid yapan yağ asitlerinin bir karışımıdır; bu asitler süt serumundan daha düşük bir yoğunluğa sahiptirler. Katı yağ, serum içinde küçük kürecikler şeklinde bulunur. Bu yağ kürecikleri yukarı doğru yükselirler ve erime noktalarına yakın bir değerde (yaklaşık 50°C), sıcak süt üzerinde bir "kabuk” oluştururlar.

Isınan sütün içinde oluşan buhar kabarcıklarının yüzeye ulaşmaları bu katman tarafından engellenir; kabarcıklar kabuğun altında toplanırlar. Sayıların artan ve birleşen bu kabarcıklar, bir an gelir kabuğu ittirebilecek kadar yüksek bir basınç yaratırlar; bu durumda da süt taşmış olur. Sütü karıştırmak kabuğun oluşmasını engelleyeceğinden, basınç oluşmaz; dolayısıyla süt de taşmaz.

 

Kaynak: Gündelik Bilmeceler - TÜBİTAK Popüler Bilim Kitapları


 Hazırlayanlar: merakediyorumgrubu@gmail.com, kerem krmhby@hotmail.com, bahadircan

 


Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Bu blogun amacı; merakediyorum grubunda yayınlanan iletiler ve çalışmalar hakkında bilgi vermektir. BİLGİLENMEK HERKESİN HAKKIDIR. http://groups.google.com/group/merakediyorum ................................. ..........ONLİNE KİTAP OKU ............. Hazırladığımız online kitapları aşağıdaki blogdan okuyun, tamamını bilgisayarınıza indirin. http://merakediyorumtarih.blogspot.com http://fotograflarlaataturk.blogspot.com

Son Yazılarım

Üfleyerek, daha çok hava (oksijen) sağladığımız mum niye söner?
At yarışları nasıl başladı? Veliefendi'nin ilk günleri ...
Bal neden kavanozo doğru çekilir? Muslukta damla neden uzar? Yer
Nasıl oluyor da sabun ile vücudumuzdaki ve giysilerimizdeki kiri
Popüler Tarih MAYIS 2003 Sayı 33 - İstanbul'un Fethi 550.yıl
Zeytinyağ ve erimeyen tava
Kıvrılan Çikolata - erimiş çikolotanın kıvrılmasının nedeni ne o
800 Yıl Önce Robotik ile Uğraşan Bilim Adamı Cizreli Eb-ül İz
mikrodalga fırınların nasıl çalıştıklarını biliyor musunuz?
Süt neden taşar?
Popüler Tarih NİSAN 2003 Sayı 32
Kesilmiş Elma neden kararır?
Ocağı yaktığımızda neden tüpün içindeki gaz da alev almıyor?
Süt önce mi konur, sonra mı?
Anadolumuzdan bazı gizemli yerler
Dünya tarihinde Açiklanamamiş 10 Olay
ANTİK MISIR'DA AMPUL KULLANILARAK AYDINLATMA YAPILIYORDU
Fincanda ki kaşık, bardakta ki kaşık
Çaydanlığın Şarkısı, su kaynarken neden ıslık sesi çıkar
Çay taneleri neden bardağın ortasında toplanır? Einstein'e b

Kategoriler

Arkadaşlarım

Blogcu Yardım